Kavramlar ve kültür emperyalizmi…
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Psikolog Fatime Erçağ

Psikolog Fatime Erçağ

Kendimce

Kavramlar ve kültür emperyalizmi…

13 Şubat 2020 - 16:01

Kapitalizm,  insanlığa özgür ve refah içinde bir yaşam sunduğunu iddia ederken üretim fazlasından doğan artı değere tek başına el koyduğu için, geri kalan halk kesimleriyle  bölüşümde sorun yaşanır. Bu sorunlar, temel demokratik hakların yanı sıra, maddi zenginlikleri de topluma uygun oranda (kendi sınıf çıkarlarına zarar vermeyecek kadar) bölüştürerek giderilir.  Başlarda burjuva demokrasisi ile çözülüyor gibi görünen bölüşüm sorunları, çelişkilerin giderek artmasıyla birlikte toplumdaki hoşnutsuzluk yükselir. Bu hoşnutsuzluğu bastırmak üzere sosyal demokrasi, demokratik sol, çevrecilik vb yeni yollar denenir. Böylece bireyin ve toplumun düzenle uyumu, susması ve böylece denetimi sağlanır. Yakın zamana dek bu yollar yeterince işe yarıyorken, geniş halk kitlelerine bu sus payları artık yetmiyor. Üstelik bu sus payı içinde zaten bozulmuş olan barış, demokrasi, özgürlük vb “insan hakları” zamanla ve tüketildiği ölçüde daha da yapaylaşıp yozlaşıyor. Özellikle azalan payını karşılamak üzere başka ülkelerin zenginliklerine göz dikerek gittikçe daha çok saldırganlaşan emperyalist kapitalizm,  uygarlık ve gelişmişlik adına çok daha yeni kavramlar, yeni “insan hakları” !!! yaratma peşinde.
Böylece bir taşla birkaç kuş birden vuruluyor. Bir yandan maddi manevi yeni tüketim nesneleri ve olguları yaratılarken, diğer yandan gerçek sorunların ve hakların üstü sinsice ve süslü püslü söylemlerle ustaca kapatılıyor.
  
Bu yozlaşan değerler içinde günümüzde “cinsel özgürlükler” kavramı başı çekiyor. Başta Amerika olmak üzere tüm batıda bu konuda yeni algı dayatması var; Birey-birey, birey-toplum/toplum-birey ilişkilerini ve insani değerleri sözde sanat, felsefi ve bilimsel söylemlerle yeniden biçimlendirmeye çalışan sinsi bir dayatma bu. Bu kavramların lastik gibi her tarafa sündürülmesi ve süslü söylemlerin boşa çıkmasıyla giderek keskinleşen bu çarpık dayatma sonuncunda ortaya çıkan karmaşa da artıyor. 

Şöyle ki; devlet ve sivil örgütler tarafından bireye yeni ve sınırsız özgürlükler armağan edilip toplumun bu özgürlüklere saygı duyması, hatta boyun eğmesi beklenirken, özgürlük ve yükümlülük arasındaki sınırlarda ciddi kaymalar yaşanıyor, karmaşa da buradan çıkıyor...bir fay hattının kırılması gibi bir durum…
Oysa bu ikisi, ancak bir aradayken var olabilen durumlar...yani doğası gereği böyle olmak zorunda…özgürlük ve sorumluluk (yükümlülük), bir kağıdın ya da madalyonun ön arka yüzleri gibi…Hangisi ön, hangisi arka belli değil, önemli de değil…İkisi aynı anda var olan ve birbirinden ayrılamaz parçalar, etle tırnak gibi…
Öyle ya, tek başına özgürlük olabilir mi…ya da sınırsız mıdır bu özgürlük dediğimiz şey ?… olmaz, olmamalı…birinin sınırsız özgürlüğü öteki bireyin, bireylerin, yani toplumun haklarına saldırıdır çünki…o da sorumsuzluk ve saygısızlıktır…Ne bileyim, en bildik durum örneğin… kırmızı ışıkta geçemezsiniz…böyl e bir “özgürlük” yok…ne yaya olarak, ne de araçla…kendi özgürlüğünüz için başkalarını ezemezsiniz ve yoluna engel olamazsınız… Öyleyse tek başına değil omuz omuzadır, sırtsırtadır özgürlük ve yükümlülük…
Bu kadar lafı niye ettim…şu yüzden…son zamanlarda sıkça rastladığımız şu yeni akım takılıyor kafama… önceleri yalnızca kadın haklarına özgü bir başlık olarak konuşulan ve mücadele verilen ‘cinsel özgürlükler’ şimdilerde boyut atlamış görünüyor…Anaerkil dönemlerin bitişiyle birlikte saray !!!  bile olsa ‘evi’nin içine sıkıştırılan, dolayısıyla her konuda olduğu gibi cinsellik/cinsiyet konusunda da erkeklerle aynı haklara sahip olamayan kadının bu yöndeki mücadelesi halen pek çok yerde sürüyorken, başka ve çok tuhaf bir başlık atıldı ortaya…“sex işçisi” ve hakları…

Ne ilginç, emekten söz ediyorlar…geniş çalışan ve üreten kesimler mi, hayır…kadın erkek bedenini satarak para kazananlar adına konuşan kimseler bunlar…aydınımsılar… Üstelik… erkeklerin bin yıllardır ‘cinsel meta’ları olan kadınları kullanma ‘özgürlükleri’ nin  !!! devlet tarafından da güvence altına alınması/yasallaşması, kadın hakları mücadelesinde daha sindirilememiş ve alt edilememişken…bu yeni süslü tanımlama ve özgürlük kavramını toplumlara da benimsetmeye çalışması emperyalist kapitalizmin tam bir dayatma ve zorbalığı… 

Neden böyle söylüyoruz…Bir yandan evinde oturup eşinden ya da eşi olacak kişiden başkasıyla cinsellik yaşaması kınanan/yasaklanan kadın birey, ‘ahlaklı/namuslu kadın’ kavramıyla devlet ve toplum tarafından yüceltilip onaylanırken…öte yanda…aynı toplumlarda ve aynı zamanlarda, aynı kadın’ın aynı erkeklere ‘cinsel hizmet ’!!!  vermesi, devlet ve toplum gözünde de artık kınanmak yerine ‘geçerli’ hale dönüştürülüyor…
“Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz” derler ya hani, tam da öyle oldu sanki…böylece, özellikle dini söylem ve kurallarla bu konuda da kadının bireyliğini tümüyle yok eden gerici yobazlarla aynı noktada buluştu liberalizmin yeni borazanları…sanki kadının cinsel özgürlüğünü sağlamışlar da, sıra bu konuda erkeğe “hizmet verme” hakkına gelmiş demek…yani artık cinsellik, kadının birey hakkı olmaktan çıkıp, erkeğin  ‘cinsel çeşitlilik  hakkı’na hizmet etme ‘özgürlüğü’ ne dönüşmüş…her iki kesimin buluştuğu nokta bu işte… hak ve özgürlük laflarının bu denli kötüye kullanımından daha fazla içimiz bulanmadan sorunun gerçek içeriğine geçelim… 
 Evet, eskiden en kibar deyişle hayat kadını dediğimiz  ruhen ve bedenen mağdur bu kadınlara artık “sex işçisi” demek adet oldu, hatta resmi ve sivil boyutta yasal ve geçerli bir kavram artık… Bilim ve uygulamaları alanındaki geri kalmışlığımız nedeniyle kendi üretmediğimiz bilimsel kavram ve terimleri alıp aynen kullandığımız gibi, bu kavramı da kaptık hemen… Çoktandır takılıyorum buna, oysa o kadar yanlış ve uygunsuz bir tanımlama ve kavram ki…her bakımdan…yalnız boynu değil, her tarafı eğri…
Ne derdik eskiden biz…Sermaye, hayat kadını ve sıklıkla küfür niyetine kullandığımız fahişe vb sözcükler…Şimdilerde “sex işçisi”…teknik açıdan  bizdeki en benzer kavram sermaye… özellikle bu işi yapmak zorunda kalıp ruhen ve bedenen mağdur olanlar, bu sermaye/para kazanmak için kullanılan mal kavramını bile daha sindirememişken, bu yeni işçi vurgusuyla bu ‘hizmet’e bir geçerlilik ve saygınlık kazandırılıyor…sanki toplumun genel ve temel gereksinimlerine yönelik bir üretim yapılıyor da… yaşamını sürdürmek için başka bir iş bulamayıp ve/veya yeterli kazanç sağlayamadığı için ya da ‘keyfinden’ etini satarak bir ‘hizmet üretiyorlar’ bu sözde işçi kadınlar, emekçiler..!!!..ve artık erkekler de… 

Ne korkunç bir aldatmaca…ortada üretilen bir şey mi var…hizmet mi…ne hizmeti, o da ne ??? toplum ya da toplumun hangi kesimi nasıl yararlanıyor bu hizmetten…hani temizlik, sağlık veya eğitim gibi toplum hizmeti mi…cinsel ilişkiler,  paranın kullanımı gerektiren bir alışveriş konusu mudur ki işçilik lafı ediyoruz…yani sermaye kavramı yerine işçi kavramı kullanılınca daha mı “sosyalist” oluyoruz, ya da daha insancıl…ne değişiyor…kadının ya da her cinsiyetten ‘sex işçisi’nin  bedeni ticari bir meta mıdır...beğenilerimize göre seçtiğimiz ve paramızın yettiği oranda yenilip içilen, giyinip kuşanılan bir mal mıdır…tüketim maddesi midir…
hem yeni bir şey değil ki fahişelik ve kadın ticareti…üretilenlerin  ortaklaşa bölüşüldüğü anaerkil düzenin yıkılmasından beri süregelen bir olgu…neden bu yeni ve sözde teknik tanımlama…cinselliğin alınır satılır bir hizmet olarak sunulması insanlığa, ahlak ve vicdani değerlere uygun bir açıklama mı…  

Elbette hayır… bu bakış insanın doğasına tümüyle, her bakımdan aykırıdır…bireyler arasında ruhen ve bedenen gerek duyulan, bu yanıyla da özel ve çok yüklü bir ilişki olan cinsellik alınıp satılan veya kiralanan bir şey olamaz…bir üretim biçimi veya nesnesi değildir cinsellik. Tersine kadın erkek her bireyin doğuştan getirdiği en temel özellikleri ve dolayısıyla hakkıdır…Aslında tüm canlılar için temelde üremeye yönelik bu özellik, kadını ve erkeğiyle insanın en yüksek biyopsikososyal yeteneği ve sorumluluklarıyla birlikte yaşanası bir özgürlüktür…Bu hakkı elinden alınan her birey, dolayısıyla tüm toplum mağdur edilmiş olur. İşte tam da bu noktada, iş tanımı yapar gibi yüzsüzce bu haklara saldıran bir kavramdır ”sex işçi”liği…

Üstelik bu tür tanımlamalarla, işçi-emekçi kavramı ayrıştırılıp  gerçek anlamı da gizlenerek bu konuda doğru yerlerde, doğru biçimlerde verilen/verilmesi gereken  doğru mücadelenin de çarpıtılması amaçlanmaktadır.
Sonuç olarak…açgözlü emperyalist kapitalizmin sultasını sürdürebilmek için bu sinsi oyunlara hep gerek duyacaktır ama bizler de boş durmayalım…bireyleri ve toplumları uyuşturup kültürel alanda yarattığı ve toplumlara dayattığı bu ve başka pek çok sinsi ve süslü kavramları, sözcük oyunlarını ciddiye alarak bu oyunları boşa çıkarmayı ve altetmeyi sürdürelim diyoruz… 

       Fatime Erçağ
Vatan Partisi Avcılar İlçe Sekreteri
  
            
 
 
 
                                                                                                                                    

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Meliha Sevencan
    1 hafta önce
    Sex işçiliği diyerek hayat kadınlarını toplum içine alıp sanki saygınlık kazandırır gibi yapan liberal solcular aslında kadına sağ***ması gereken emeğiyle geçinme hakkını elinden alıyorlar. Kadının değil evden, değil odadan yataktan çıkmasına izin vermeyip aşağı***masına hizmet ediyorlar. Emperyalist kapitalizm sadece bu konuda değil hayatın bir çok a***ında kavramları farklı politik gruplara o kadar güzel kul***dırıyor ki biraz dikkat edildiğinde bunların aynı noktada buluştuklarını görebiliyoruz.