8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Psikolog Fatime Erçağ

Psikolog Fatime Erçağ

Kendimce

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

05 Mart 2020 - 19:30

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Evrensel insan hakları temelinde kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal bilincinin geliştirilmesi amaçlanan bir anma günü olarak belirlenmiştir.
 
Bu anma gününün ortaya çıkışına yol açan olaylarla ilgili kimi söylenceler ve bilgiler bulunmakla birlikte, asıl çıkış noktasının 1909 da Amerika’daki bir grev ve sonrasında gelişen eylemler olduğu düşünülmektedir. New York kentinde kadın gömleği işkolunda 20.000 kadın işçinin ‘ayaklanma’sı olarak adlandırılan bu grev ve hemen ertesinde kesintisiz olarak sürdürülen kadın işçi eylemleri…Ne için yapılıyordu bu eylemler; kadın işçilerin çalışma koşulları, doğum izni, emzirme hakkı, sağlık sigortası vb…Yalnızca Amerika’da değil, sanayi devriminin hızla ilerlediği yıllarda pek çok ülkede hızla yayılan eylemler…
 
Nitekim  1910 Ağustos’unda Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, çeşitli ülkelerden gelen kadın delegelerce bu sorunlar nedeniyle yapılan eylemler, dolayısıyla mücadele konuları dile getiriliyordu. Konferans sonunda ise Alman Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin,  kadın işçilerin  bu uzun soluklu mücadelesinin Dünya Kadınlar Günü " olarak anılmasını öneriyor ve öneri oybirliğiyle kabul ediliyordu.
Hatta konferansta  burjuva kadınların başlattığı “oy hakkı” mücadelesi de konuşuluyor. Sosyalistler ve işçi kadınlar ilk başta konuya “burjuva mücadelesi” diye soğuk bakıyor ve ayrıca oy hakkının diğer haklar konusuna yararı olmayacağını düşünüyorlar. Ancak  sosyalistlerin bastırması sonucu, “çalışma koşullarımızı düzeltecek kişileri seçemiyorsak mücadelemiz yarım kalmış demektir” düşüncesiyle oy hakkı konusuna yöneliyorlar. Sonuç olarak Clara Zetkin’in  önerisiyle ilk Dünya Kadınlar Günü gündeminde “oy hakkı” da yer alıyor.
Öte yandan önceleri bahar aylarında kutlanan Dünya Kadınlar Günü, 1914 yılında 8 Marta denk gelince sonraki yıllarda da 8 Mart tarihi kendiliğinden kutlama günü olarak sürdürüldü.1921'de Moskova'da yapılan 3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısının Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda ise, günün adı Lenin'in önerisiyle “emekçi” başlığı da eklenerek "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak değiştirildi. Böylece bu günün yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda kadınların verdiği emek mücadelesinin kutlama günü olduğu da vurgulanmış oldu. Tıpkı “ 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı” adlandırmasında olduğu gibi, 8 Mart kutlamaları da asıl anlamı ve işlevine kavuşmuş oldu. Bazı kaynaklara göre ise bu anma gününün ortaya çıkışını zaten işçi kadınların eylemleri sağladığı için, “emekçi” sözcüğünün kullanılmasına hiç gerek duyulmamış ve yalnızca “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmıştır.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında sosyalizmin yayılmasından çekindiği için bazı ülkelerde yasaklanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Amerikan Sosyalist Partisinin  çabalarıyla 1960'lı yılların sonunda başlangıç eylemin yaşandığı Amerika Birleşik Devletleri'nde de kutlanmaya başlandı. Soğuk savaş döneminde tek başına dünyanın jandarmalığına soyunan bu en büyük emperyalist devletin de katılımıyla Dünya Emekçi Kadınlar Günü, dünyanın dört bir yanına yayılarak daha güçlü bir şekilde kutlanmaya başladı. Ancak bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da kapitalist devletler ve ilkelerden yana bir tutum takınan  Birleşmiş  Milletler Genel Kurulunun tuhaf bir kararıyla 6 Aralık 1977’de günün adı “Dünya Kadınlar Günü" olarak değiştirildi.  
 
Günün adı konusundaki bu geriye dönüşle, emekçi kadınların ve aslında tüm emekçilerin sınıf boyutunda yaşadıkları ölümcül haksızlıkları yalnızca cinsiyet alanıyla sınırlandırarak, 8 Mart’ı salt bir “kadın günü” kutlamasına dönüştürme amacı çok açıktır.  Nitekim,  pek çok ülkede “ağzına bir parmak bal çalınarak” kapitalizmin  nimetleriyle uyuşturulan geniş kitleler için bu günün anlamı, kadınları çiçek veya daha pahalı armağanlarla mutlu etmeye yönelik bir tüketim gününe dönüştürülmüştür.
Elbette üreten tüketir, tüketecektir de. Ancak, türlü reklam vb araçlarla kitleleri gereksiz ve boşuna bir tüketime yönlendirerek bir taşla birkaç kuş vurmaktadır kapitalizm; Bir yandan günün anlam ve önemini sıradanlaştırırken…diğer yandan yeni tüketim maddeleri ve alanları yaratarak karlarına kar katmaktadır. Öte yandan yaşamın her alanında ayrıca cinsiyetine özgü emekçi yapısı nedeniyle iki katlı ve çok boyutlu bir sömürü içinde olan kadın emekçiler, daha fazla tüketim bombardımanına uğramaktadırlar.
Bununla da yetinmeyen Emperyalist Kapitalist algı yönetme merkezleri,  ‘insani koşullarda çalışma, eşit işe eşit ücret, çalışma süresinin 8 saate indirilmesi’, vb hakların üstünü sosyal demokrasi, barış vb süslü söylemlerle kapatarak geniş kitlelere hedef saptırmaktadır. Yıllar içinde daha da ileri giderek bu konuda resmi ve özel kurum-kuruluşları da yönlendirmiş, her yıl 8 Mart’larda kadın çalışanlara verilen  karanfiller ve “kadınlar çiçektir” ikiyüzlü söylemleriyle sözde emekçi kimliklerinin  “ödüllendirilmesini” gelenekselleştirmiştir.
Daha da kötüsü…birey ve toplum olarak sağlıklı ve rahat yaşam koşulları, yeterli ve özgür eğitim,  sanat ve kültürel alanda gelişim, şiddetten uzak, barışçıl, kadın erkek karşılıklı özgürlük ve sorumluluklara dayalı eşitlik ve her türlü aydınlanma olanakları vb temel insani haklar yerine…çarpıtılmış cinsel özgürlüklerle birlikte  erkek ve devlet düşmanlığına varacak ölçüde sözde kadın haklarını koruyan “feminist” eylemler kapitalist algı yönetme odaklarının en son geliştirdiği ve özellikle aydın geçinen “okumuş kadın” kitlelerine pompaladığı eylemlerdir. Hem de iki birey arasında özel ve karşılıklı olgunluğuyla yaşanması gereken cinsel mutluluğun her türlü mantık ve ahlaki sınırların dışına taşırılarak sanki devletin ve toplumun sağlaması gereken haklarmış gibi ortalığa dökülen “orgazm özgürlüğü” gibi edepsiz haykırmalar...ya da cinsel tercihini  !!! erkeklik yönünde yapanların ‘erkek dünyasında çok ezildiği için’ söylemleri, veya ‘kadınlar ezildiği için mağdurun yanında cinsel tercihini yapan’ların eylemleri……     
Öyle ki… biyolojik boyutta, hatta biyopsikososyal olarak bile yalnızca iki cinsiyet varken ve üçüncü bir cinsin ancak biyolojik sapma olduğu bilinirken…emperyalist kapitalist tüketim kültürü  “barbi bebekler”  üretir gibi “biyolojik erkek”ten  yapma dişi’ler...”biyolojik kadın”dan (daha az sayıda bilinse de) yapay erkekler türetmeyi başarmıştır. Elbette yine her zaman kullandığı edebi yayınlar, filmler, diziler, reklamlar vb araçlarla bu “yapma kadın ve erkek bebekleri” kitleleri yavavş yavaş alıştırıp sevdirmiştir. Bilimi bile kullanmıştır bu yolda...daha önceleri psikiyatrik sınıflamalarda bu yapaylıklar, sapma/patolojik (normal olmayan) olarak görülüp yarattığı sorunlar bu yönde ele alınırken… günümüzdeyse bazı  ülkelerin ve akademik kurumların bilimsel sınıflamalarında sözde modern kavramlarla “cinsel tercih” olarak kabul edilmekte ve sözde psişik/zihinsel veya psikososyal  gerekçeler sıralanmaktadır.
İlginç bir nokta daha…emek ögesini bir yana bıraktım,  kapitalist algı hokkabazlarının dayattığı eylemlerde, kadınların en temel olarak erkek bireyle eşit haklara sahip olması mücadelesi bile tuhaflaşmaktadır. Hangi kadın, hangi erkek…trans mı, eşcinsel erkek mi…hangisi kadın rolünde  veya.. kadınlardan biri erkek rolünde olan eşcinsel kadın mı…her birinin  hakları ayrı ayrı mı… ya da asexuel denilen cinsiyetine özgü özelliklerini hiç hissetmeyenin hakları nasıl olacak, kadınca mı erkekçe mi…
Sözün özü çarpıtılmış cinsiyetlerin çarpık hakları…bu mu bizim uğraşacağımız konu…tarlada yarı ücretine, güneşin altında veya kışın ayazında çalışan kadının ve erkeğin de elbette…ya da emzirme hakları sağlanmadığı için bebesini evdeki büyüklerine bırakarak işe gelmek zorunda kalan yeni annenin…‘cehennemin dibindeki’ evine yetersiz ücreti nedeniyle özel bir araçla değil de tıklım tıkış araçlarda gecenin bir vakti varabilen kadının…iş yorgunluğunun üzerine bir de evde yemek hazırlama derdine düşen ve gelir gelmez evin işlerine gömülen kadının…ya da okutulmayan ve bir işte çalışmasına izin verilmeyen, böylece hem evine tıkılıp hem de dışarıda çalışmadığı için “ne iş yapıyorsun ki…” küçümsemesiyle horlanan kadının…kısacası…hem evde hem dışarıda erkekten bir gömlek daha çifter çifter sömürülen kadınların umurunda mı bunlar..     
Oysa kapitalizm  ve burjuva öğretileri, karşı çıkıyor gibi göründüğü cinsel boyunduruk ve kadını (genelde her zayıfı) ezen ve her türlü şiddete dayalı ataerkil tutumları gerçekte  kendisi yaratmıştır ve üzerinde sıkı sıkı tutunmaya çabalamaktadır. Kadını erkeğe/erkeği kadına kırdırdığı bu düşmanlık eylemleri ve sonrasında bütün ikiyüzlülüğü ve açgözlülüğüyle karanfiller ve türlü armağanlarla geliştirdiği sorunun “çözümü” etkinlikleri, kısacası tüm bu algı tuzaklarıyla bitişini geciktirmeye çalışmaktadır…yani hep yaptığı gibi… önce sorunu yarat, sonra sahte çözüm yolarını pompala…
Neyse ki özellikle ülkemizdeki kadın emekçiler ve işçi önderleri, tüm dikkati ve duyarlılığıyla emperyalizmin  bu tuzaklarına karşı durarak günün emekçi özünü vurgulayan eylem ve etkinliklerini sürdürmektedirler.  Çünkü, özellikle de emperyalist kapitalizmin yüzyıllardır sürdürdüğü vahşi sömürü ve bu sömürüyü gizlemeye yönelik kitlesel yozlaştırma artık apaçık ortadadır, saklanacak yanı kalmamıştır. Kadın erkek tüm emekçiler çalışarak ürettiklerini hakkettikleri oranda edinemediklerinin, başka gözbağlarıyla kandırıldıklarının…kısaca her türlü ve çok boyutlu sömürünün bilincindedir ve bu bilinçle mücadelelerini sürdürmektedir.  
8 MART’ın TÜRKİYE GEÇMİŞİ
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ülkemizde ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadıysa da 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.
Yukarıda sözünü ettiğimiz çarpıtılmış ve hedef saptırılmış eylemler ülkemizde de yapılmakla birlikte bunlar yalnızca İstanbul Ankara ve İzmir gibi kentlerimizin  “kurtarılmış entel dantel” caddeleri ve alanlarıyla sınırlı olup katılım da son derece kısıtlıdır…Az önce de söylediğimiz gibi kadınlar ekmeğinde aşının derdinde, evinin geçimine, çocuklarının eğitimi ve sağlığına ya da yalnız kocasının ya da babasının vb dayağından değil, toplumun baskısından ve her türlü şiddetinden hatta hemcinsinin düşmanlıklarından ve korunacağına kafa yorarken İstiklal Cd.deki “mor eylemlerle” ilgilenemiyor…
Bu morarmış, çürümüş eylemcikleri bırakıp sevineceğimiz bilgilerle tamamlayalım sözlerimizi... Ülkemizde ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü"nün kutlandığını söylemiştik. Bilindiği gibi yüce önderimiz Atatürk’ün zamanında hiç yoktan yaratılan üretim ve kurulan fabrikalar, Köy Enstitüleriyle birlikte tarım alanında geliştirilen kurum ve kuruluşlar ve daha nice işlik ve işletmelerdeki çalışma koşulları…1940-45 li yıllara gelene kadar Genç Cumhuriyetin işçi kadınlarının çalışma koşulları ve haklarının, özellikle 1980 darbesinden bu yana günümüz koşullarından kat be kat ileride olduğunu biliyoruz… Kadınların bebelerini emzirebildikleri, ev ve iş arası ücretsiz taşımanın olduğu, sinema ve konferans salonları olan fabrikalarda bilgi ve kültür alışverişi yapabildikleri, dinlenme ve çalışma saatlerinin ve daha pek çok haklarının karşılandığı Cumhuriyet dönemi…
Ne güzel…kadın erkek dostça, karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı, eşit hak ve sorumluluklarla donanmış bir toplum yaşamı…O günlere yeniden ulaşmak üzere  8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’müz kadın erkek hepimize kutlu olsun…            
 
                          Fatime Erçağ
              Vatan  Partisi Avcılar İlçe Sekreteri

YORUMLAR

  • 0 Yorum