Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Konuk Yazar: Savaş Karabulut

Konuk Yazar: Savaş Karabulut


SENİNDE DEPREM GÜVENLİ BARINMA HAKKIN VAR!

08 Şubat 2021 - 11:55 - Güncelleme: 08 Şubat 2021 - 22:57

Güvenli Barınma Hakkını nasıl talep etmeliyiz?

Deprem gibi bir doğal tehlikenin afete dönüşmesinin nedeni, kamunun üzerine düşen sorumluluğu almamasından kaynaklanmaktadır. Bu “sorumsuzluğu” ise “depreme bütçe ayrılmasını, kamunun şahsına münhasır sorumluluğuna geri dönmesini ve denetim yapmasını talep ederek” sen hatırlatmalısın. Peki, “1999 depremleri öncesi kamunun etkin sorumluluğunu kullanmaması nedeniyle depremlerde bilinçli ve taksirli cinayetler yaşanmasının bedelini neden deprem sırasında hayatını kaybedenler ödemiştir?” ya da 2012 yılından sonra “Kentsel Dönüşüm”  denen ve gerçekte “yandaş müteahhitlerin hayatlarını dönüştüren” ve çoğu kent sakinine deprem güvenli barınma hakkının hala uğramadığı süreç, deprem güvenli barınma hakkına ne derece çözüm üretmiş ve güvenilirdir? Eminim bu soruları kendinize onlarca kez sormuşsunuzdur. Bu hafta sonu Kent Enstitüleri’nin daveti üzerine gerçekleştirdiğimiz “Deprem ve Barınma Hakkı” konu başlıklı etkinlikte katılımcılarla bu konuyu hep beraber irdeledik.

Neden güvenli barınma en temel insan hakkıdır?

Öncelikle bilmemiz gereken husus “güvenli barınma hakkının en temel bir insan hakkı” olduğudur. Peki, sizler neden İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 22 ve 25’nci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, 3, 6 ve 13 maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42 ve 45’nci maddelerinde tanımlanan; yaşam, konut ve güvenlik haklarınızı neden kullanamıyorsunuz? Depremden sonra siyaset erkinin gösterişleriyle açılan afet konutları, pekâlâ depremden öncede açabileceğini neden hiç düşünmediniz? Deprem güvenli barınma hakkının, kamu gücü tarafından sağlanmasının zorunlu olduğunu yoksa bilmiyor musunuz?

Bu yazıda bunu talep etmenin neden mümkün olduğunu sizlere ilgili kanun maddelerini kısaca izah ederek açıklamaya çalışacağım. Bu kanun maddelerini yönetenlere uygulatmak ise deprem karşısında sizlere insan onuruna yakışır bir yaşamanın tek çözümü olduğunu hatırlatmak isterim. Bu durumda hak arama mücadelesinde; merkezi hükümetinden, yerel yönetimine kadar tüm kamusal gücün kent sakini için kullanılarak, deprem güvenli barınma hakkı talebinin yükseltilmesiyle mümkündür. Hakkını bilecek ve onu almak için mücadele edeceksin!


Güvenli barınma hakların nedir?

İnsan Hakları Evresel Beyannamesinin 22. nci maddesine göre; “Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır; ulusal çabalarla, uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenme ve kaynaklarına göre herkes insan onuru ve kişiliğin özgür gelişmesi bakımından vazgeçilmez olan ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına” sahiptir. Beyannamenin 25/1 nci maddesinde ise konut hakkına değinilmekte ve “Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar” denmiştir. Görüleceği üzere güvenlik ve konut hakkı temel insan hakkı olarak tanımlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 2. nci maddesinde ise “Yaşama Hakkı” ifadesi tanımlanmıştır. İlgili madde Her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır”. demektedir. Tabi burada yaşama hakkının kanunun himayesi altında olduğu ve güvence altına alındığı belirtilmiş olsa da, hakkını aramak için iç hukuk yollarının tüketilmesi veya zaman aşımı gibi süreçler iç hukuk sürecinin yürütülmek istenmemesi ve kamunun üzerine bir sorumluluk almaması ile sonuçlandığından, konu AİHM’e taşınmaktadır. Bu durumda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ve 13’ncü maddelerinde tanımlanan “Adil Yargılanma” ve “Etkili Başvuru Hakkı” devreye girmekte ve dava konu edilmektedir.
2015 yılında AİHM’in 1999 depreminde Çınarcık (Yalova)’ta deprem sırasında yıkılan binanın enkazı altında kalarak hayatını kaybedenlerin ailelerin başvurusu sonucu, AİHS’nin yukarıda ifade ettiğim maddeleri gereği Türkiye 127 bin Euro cezaya çarptırmıştır. İç hukuk yollarında sürdürülen birçok dava ise zaman aşımına uğratılmıştır.

Gelelim ülkemizin normal hiyerarşisine göre en temel ve kararları tartışılamaz olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası kitapçığında konut ve barınma hakkı ile ilgili ne yazıldığına. Anayasanın 56 ve 57 maddelerinde sırasıyla “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin korunması” ve “Konut Hakkı” tanımlanmıştır. 56.ncı maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” denmektedir.
Kamunun herkesin hayatını korumasının devletin ödevi olduğu bilgisi güvenli barınma hakkının tesisinde yönetenlerin sorumluluğuna işaret etmektedir. 57. nci maddesinde ise  “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler”diyerek, sosyal konut üretilmesinin ve kentlerin planlanmasında konut ihtiyacının karşılanmasınında devletin görevi olduğu paylaşılmıştır.


Ya Anayasa’yı uygulatacak, ya da “sürgüne” gideceksin!
Yani kentte yaşayan bir “işsiz, asgari ücretli ve/veya yoksul” kent emekçisi olarak devletinin yukarıda ifade ettiğim kanun maddesi ve sözleşmelere göre senin güvenli barınma hakkını sağlamak zorunda olduğunu artık biliyorsun. Ancak bırak evini depreme karşı yenileme fikrini, riskli mi, değil mi? diye kontrol ettirecek bir bütçenin olmadığını yönetenlerde senden daha iyi biliyor! Çünkü oturduğun binan riskli çıkarsa tahliye etmen gerekecek ve müteahhitler açç kurtlar gibi dışarıda seni bekliyorlar. Yerinde dönüşüm yalanıyla kiracı isen kentin çeper mahallerine sürgüne gideceğin ise kesin.
Yılların alınteri ve emeğiyle sahip olduğun evinin sahibiysen; evini yenileyecek bütçen olmadığından, bir kentsel dönüşüm müteahhitene ucuza evini bırakıp; kiracıyla aynı kaderi yaşayıp, tekrar kirada başlayacak yeni hayatının sürgününe gönderileceksin, demektir. Tüm bu nedenlerle ya sen anayasal güvenceyle korunan yasal hakkını kullanacak ve güvenli barınma hakkını talep edeceksin ya da ailenin sonunun ne olacağını, gayet iyi biliyor olacaksın!


Dr. Savaş KARABULUT (Jeofizik Mühendisi, Sismoloji Doktoru)

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum