Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Konuk Yazar: Savaş Karabulut

Konuk Yazar: Savaş Karabulut


Aydın Sorumluluğuyla Uyarıyorum: Marmara Depreminde Yaşanacak Su Problemine İlişkin Çözüm Önerilerim

26 Nisan 2021 - 23:26 - Güncelleme: 28 Nisan 2021 - 19:42


Marmara depreminin yaratacağı yıkımın boyutlarının artan nüfus yoğunluğu ile birlikte büyüdüğünü ve yıkımın önüne geçmek için ya kentlerdeki yapıların güvenli barınma koşullarına dönüştürülmesinin sağlanması, ya da tersinir göç ile yoğunluğu azaltmak dışında bir seçeneğin olmadığını da bilmenizi isterim.
Deprem dışında meydana gelecek ikincil tehlikelerin (yangın, kimyasal depo tesislerin patlama, heyelan, tsunami, su baskını, kaya düşmesi vb) yaratacağı ikincil yıkımları da beraberinde düşünülmesi gerekirsek, günümüzde buna dair bir çözümün olmadığını da beraberinde belirtmek istiyorum. Deprem anında yaşanacak bu tür problemler dışında, sonrası için; toplanma ve barınma alanları, yemek, su, elektrik, haberleşme vb. birçok sorununda çözümsüz olarak karşımızda beklediğini belirtmek istiyorum. Bugüne kadar bu sorunların birçoğunu yaşadığımız halde, deprem sonrası yaşanacak su sorununa ilişkin bir bilimsel görüş olmadığından kamu yöneticilerine (siyasi iktidar ve belediye yönetimlerine) bir uyarıyı da bu noktadan yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum.


Günümüz koşullarında yaşanan su sorunları ve barajlardaki doluluk hacimlerinin (oran değil, hacim) sinyal verdiğini çok iyi biliyoruz. İstanbul megakentinde ise su kıtlığı sorunu ve mevcuttaki suyun uzun süre yetmecek bir kapasiteye sahip olduğu düşünüldüğünde, çözümün yağmur yağışlarına ve taşıma suyuna bırakılmaması gerektiğini de iyi biliyoruz. Ancak bir diğer sorun ise sadece yapay olarak yaratılması düşünülen Kanal İstanbul projesiyle yok edilecek Terkos (Durusu), Sazlıdere ve yeraltı su kaynakları yanında, doğal bir deprem nedeniyle Büyükçekmece başta olmak üzere, Alibey ve Sazlıdere barajı gibi alanlara ulaşacak olan Tsunami dalgalarının getireceği tuzlu deniz sularının yaratacağı kirlilik ve tahribattır.

Yeraltı su kaynakları bir milli servettir. Bu servetin korunması ise insanlık adına hayati bir problemdir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde 2050 yılı için gerekli olan su ihtiyacının planlandığı bir durumda, su kanunun çıkarılması ve yeraltı su kaynakların yapay ve doğal afetler nedeniyle kirlenmesinin engellenmesinin mümkün olduğunu belirtmek istiyorum. Ayrıca şimdiden her mahallede deprem sırasında kullanıma hazır olmak üzere su tesislerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

17 Ağustos 1999 depreminde yaşanan su sorununa çözümü tuzlu deniz suyunun ters ozmos teknolojisiyle arındırılarak çözüldüğünü unutmadan, şimdiden hem tsunami dalgalarının su kaynaklarında yaratacağı tahribatın önüne geçilmesi, hem de Kanal İstanbul projesi gibi su kaynaklarında yıkım yaratacak projelerin tozlu raflara kaldırılması gerektiği düşünüyorum. Ayrıca deprem anında içme ve kullanım suyuna ulaşım kaynaklarının sağlanmasını da yönetenlere ödev olarak veriyorum. Ya bilimin sözünü dinleyip depreme ve yaratacağı ikincil tehlikelere hazırlıkları bitirin, ya da istifa edin bilim insanlarının bilimsel yöntemlerle ürettikleri çözümlerini hayata geçirmesine izin verin!
Aydın sorumluluğu her koşulda yönetenleri uyarmayı kendine görev bildiğinden ve deprem kapımızda beklerken söylenecek çok bir söz kalmadığından, kesin kurallarla altını çizerek konunun çözüme kavuşturulması gerektiğini savunduğumdan bu kadar net cümleler kurmak durumunda kaldım. Kentlerde yaşayan sizlerde Covid19 sürecinde olduğu gibi çözümün bilim insanlarından mı, yoksa çözümsüzlüğe iten siyasetçilerden mi geldiğini anlamak için biran önce doğru karar verin!

Unutmadan, Covid sürecinin önümüzde halihazırda aşılamayan bir sorun olduğundan, suyun hijyen açısından ne kadar gerekli olduğunu da bildiğinizden, bu yazdıklarıma önem verin.


Dr. Savaş KARABULUT (Jeofizik Mühendisi, Deprem Bilimci)
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum